Hasankey’te gezilecek yerler, kamp

Hasankeyf’te gezilecek yerler, kamp yapılır mı? Hasankeyf’in mirası mağaralar yürüme rotaları ve fotoğrafları

Kaleden hasankeyf
Kaleden hasankeyf

Hasankeyf’in mirası ile söze başlamak istiyorum, gözlerimizin önünde can çekişen hasankeyf!

—————————————————–

Tanrı evreni ve insanları, insanlar medeniyetleri, medeniyetler beni yarattı.

Adım, Hasankeyf. 12000 yaşındayım.

Benden önceki zaman hakkında hiçbir bilgim yok ancak, yaşadığım 12000 yıl boyunca gördüklerimi, tanık olduklarımı sizler, siz benim katillerim, hayâl dahi edemezsiniz.

Ölüyorum ben; öldürdünüz.

Biliyor musunuz; ben bu yazıyla size vasiyetimi kaleme alıyorum ama, ben doğduğumda yazı henüz icat edilmemişti.

Henüz Asurlular yokken, Urartular yokken, Sümerler, Babilliler, Gutiler, Hurriler, bunların hiçbiri yokken ben vardım.

Daha İbrahim doğmamışken, Zerdüşt doğmamışken, Yunus, Musa, İsa ve Muhammed doğmamışken, ben vardım.

Avesta yokken, Tevrât yokken, İncil ve Kur’ân yokken, ben vardım.

Hepsini gözlerimle gördüm, yaşadım. Gözlerimin önünde doğdular, gözlerimin önünde büyüdüler, mücadele ettiler ve gözlerimin önünde yayıldılar.

Gördükleriniz içinde benden daha eski olan tek şey, beni beslemek ve doyurmak için yaratılan Dicle Nehri’nin şiir gibi akan sularıdır

Kaç yaşındaydım ben, biliyor musunuz? Tam 12 bin yaşındaydım be vefâsız insanoğlu, 12 bin yaşında.

Mezopotamya dediğiniz ne ki, torunum yaşında sayılır.

Ben bu güzelliğimle kurulup da “Hasankeyf” adını aldığımda, henüz ne “Kürdistan” diye bir isim türemişti, ne “Kafkasya” ne de “Anadolu” diye bir isim. Botan Çayı’na bile henüz bir isim verilmemişti be, ne sanıyorsunuz siz beni?

Kimleri kimleri gördüm ben, biliyor musunuz? Kimleri kucağımda besledim, büyütüp adam ettim? Lololar, Gutiler, Hurriler, Mitanniler, Urartular, Sümerler, Asurlular, Medler, Kadueneliler, Kardular, Kommagenêliler, Sophaneliler, Adiabeneliler, Mihraniler, Romalılar, Persler, Eyyubîler, Selçuklular, Osmanlılar, hepsi benim elimin altında büyüdüler.

Kral Dakyanus’tan kaçan o yedi genç ve bir köpek, Ashab-ı Kehf, benim mağaralarımda saklandılar. 309 yıl uyudular koynumda.

Her gece üstlerini örtüyordum hastalanmasınlar diye, o tertemiz alınlarını okşuyordum, o imânlı yüreklerine korku düşmesin diye o yedi delikanlıya kahramanlık ninnileri okuyup kendilerine cesaret aşılıyordum.

Avesta, benim serin gölgemin altında yazıldı. Ben ilham kaynağı olmasaydım, nasıl edebilirdi Zerdüşt onca güzel sözü?

Ahura Mazda’nın ilahî buyruğuydu: Bana hiç zarar vermedi Bilge Zerdüşt. Bir çakıl taşıma bile zarar vermedi, veremezdi. Ahura Mazda yasaklamıştı. İlk, beni sevmeyi öğretmişti.

     “Hasankeyf’i inciten Hüda’yı incitmiş olur. Hasankeyf’in kıymetini bilen, Hüda’ya yakın olandır. O halde Hasankeyf’i koruyun, Dicle’nin sularını kirletmeyin.” Buydu ilk âyetleri Avesta’nın.

İbrahim doğduğunda, adını ben koymuştum. “Bra-him”, yani “mağaranın kardeşi”. Ebesi oluyorum. Kardeşi Harran’ın da aynı şekilde.

Abraham ve Harran, bu iki kardeşi ben büyüttüm, temel eğitimlerini ben verdim. Onlara Tanrı’yı anlattım. Tanrı’nın bana öğrettiklerini ben de onlara öğrettim.

Biliyor musun ey zalim insanoğlu, yeryüzünün en barbar yaratığı, biliyor musun, ben varken, daha dînler bile yoktu.

     Dîn yoktu, devlet yoktu, ordular yoktu, tarımcılık bile yoktu, ama ben vaaaardım! Vardımmmm!..

Siz ey şimdiki vefâsızlar, ben göz göre göre ölürken kılını kıpırdatmayıp birbirlerinin boğazını sıkan Türkler, Kürtler, Lazlar, Çerkesler, Ermeniler, Araplar, Alevîler, Sünnîler, sağcılar, solcular, İslamcılar, kapitalistler, sosyalistler, millîyetçiler, muhafazakârlar, şucular bucular, siz daha ananızın karnından doğmamıştınız be!..

Kimleri kimleri gördüm ben, bir bilsen âh, bir bilsen…

Makedonya Kralı Büyük İskender’e seferinde ben yol gösterdim. Selahaddîn Eyyubî’ye Kudüs’ün yolunu ben açtım. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’a ata binmeyi ben öğrettim. Kerimxan Zend’i taaa Afganistan’lara ben sürdüm. Ahmed-i Xanî’ye, Fakih-i Teyran’a o şiirleri ben yazdırdım. Benim suyumdan içmeseydi hiç o kadar güzel olur muydu Adiabane Kraliçesi Helena?

Göz göre göre ölüyorum ben. Göz göre göre öldürdünüz beni.

Bu barbarlığınızı anlatacak kelime bulamıyorum. 12 bin yıl boyunca yeryüzü coğrafyasında konuşulmuş tüm dilleri biliyorum ama bu dillerin hiçbirinde sizin bu barbarlığınızı anlatabilecek kelime yok.

Bizim böyle kelimelerimiz yok!.

Suyun hayat demek olduğunu, su olmazsa hayatın olmayacağını, göllerin ve ırmakların kurumasının bir ülke için en büyük felâket olduğunu, barajların ve baraj inşaatının doğanın en büyük düşmanı olduğunu, nazlı nazlı akan nehirlerin akıntısını durdurmanın tabiâta karşı en büyük tecavüz olduğunu, yıllarca okuduğunuz okullar, kütüphanenizdeki kitaplar öğretmedi mi size? Bunca okumalarınıza rağmen bu en basit gerçeği dahi öğrenemediniz mi?

Eğer öğrenemediyseniz bunca yıl boşuna okumuşsunuz siz.

Kaç yaşındaydım ben, biliyor musunuz? Tam 12 bin yaşındaydım be vefâsız insanoğlu, 12 bin yaşında.

Mezopotamya dediğiniz ne ki, torunum yaşında sayılır.

Ben yok oluyorum artık.

Hani sizin “sevgiliniz” idim? Yalan, yalan, her şeyiniz yalan sizin! Sevginiz, dostluğunuz, her şeyiniz yalan. İnanmıyorum ben sizin sevgi sözcüklerinize.

—————————————————————————–

2014 yılından itibaren düzenli olarak gittiğim, yeşilken ayrı sarıyken ayrı güzel Hasankeyf. Yaklaşık 60000 mağaranın bulunduğu söyleniyor toplamda.Gelip sadece çay bahçesinde çay içmekten, dicle üzeri balık yemekten ibaret te değil aslında. Ana kale kapalı olsada patika yollardan bu zamana kadar çıkış yolu vardı hep.  Ana kale dışında dağların diğer tepelerinde zindan olarak kullanılmış bölgeler ve kalelere yürüyebilirsiz hala.Ama Artık tadı yok hasankeyfin! İş makineleri tüm huzurunu kaçırmış koca tarihin. Usulca kaderini bekliyor hasankeyf.

Kamp sabahı fotoğrafı
Kamp sabahı fotoğrafı

Sular yükselmeye başlayınca kayaçların bu zalimliğe ne kadar dayanabileceğini düşünemiyorum. İşin uzmanı değilim ama su zaman içerisinde kazanan olacak gibi geliyor bana. Elinde kaşıkla mağara yapılabilecek bi yapısı vardı Hasankeyf’in.

Gerçek Hasankeyf'i görebilmek için tepelere çıkmanız lazım
Gerçek Hasankeyf’i görebilmeniz için tepelere çıkmanız lazım

Hasankeyf’te kamp için 4-5 farklı bölgenin tadına bakmıştım.En son kız kalesinin yan tarafındaki düzlükte karar kıldım. Midyat tarafından şehre girişteki askeriyenin arkasındaki tepenin üzerinde çam ağaçlarının eteğinde Kız kalesi denilen bölgenin tam dibinde. Şehre hakim nadir düzlük bölgelerden. Sular yükseldikten sonra da oranın ayakta kalacağını düşünüyorum ama emin değilim.

Bahsettiğim manzara
Bahsettiğim manzara
Kamp yemeği için sucukları unutmayın.
Sucuklarınızı yanınıza almayı unutmayın

Kamp alanının yanıbaşında su bulunsada siz suyunuzu da bolca alın.

Hasankeyfte bolca kanyon var ve her kanyon sizi bambaşka tarihi yerlere çıkaracaktır.

Kanyonlardan birisi ve yeni şehir
Kanyonlardan birisi ve yeni şehir

Bölgenin yabancısıysanız zor durumda kalmamak için çobanlardan veya yerelden yardım almalısınız. Genç birisine minik hediyeler verdiğiniz takdirde sizi çok güzel yerlere götürebileceğine şüpheniz olmasın.

Kanyonlardan

Gezinizi şehir pazarından alabileceğiniz yöresel şallar veya güzel hediyeliklerle süslendirebilirsiniz.

Hasankeyf minik şehir pazarı
Minik şehir pazarı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir